annem ve hayatın anlamı

Anneler kızlarından, oğullarına göre daha fazla şey mi bekliyor? Kızlarına daha fazla mı güveniyorlar yada geleneksel rol dağılımına yenik düşüp, kızların ev işlerine yardım etmesi, oğlanlara ise hizmet edilmesi gerektiğine mi inanıyorlar?

Uzmanımız Psikolog Sinem Malkoç Yazdı:

«Niye hep ben?» Fatma’nın sitem dolu bu sorusu fazla etkili olmadı. Bulaşıkları yıkamak için adı zikredilen kendisi. Kabartma tozu istemek için komşu teyzeye gönderilen kendisi. Küçük oğlan kardeşi Ahmet ise başka işlerle meşgul. O canı sıkılmış bir halde karikatür dergisini karıştırmakta. Yada televizyonda önemli bir dizi seyretmekte.

42 yaşındaki Fatma çocukluğunu gayet net hatırlamakta. Kendisinden üç yaş küçük olan oğlan kardeşi şımartılmış, kendisi ise sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş. En azından çoğunlukla böyle olmuş. Ahmet küçük olduğu için belki birçok işten yırtmıştır. Fakat daha büyük bir ihtimalle bu şımartılmayı cinsiyetine borçlu olabilir. Fatma artık geçmişteki ufak tefek haksızlıklara gülüp geçmekte. Örneğin kendisi bücür haliyle anaokuluna giden yoğun bir trafiğin aktığı yolu tek başına gidip gelmiş, halbuki kardeşi aynı yaşa geldiğinde aynı yolu her gün annesinin refakatinde kat etmiş.

Sanki ebeveynleri genel olarak oğulları hakkında daha fazla endişeli bir tutum içersindeler imiş. Bu durum hala sürmektedir. Yetişkin Ahmet arabasıyla güneye doğru tatil için yola çıktığında, annesini sakinleştirmek için birkaç saatte bir onu aramak zorundadır. Fakat Fatma aynı yolculuğa çıktığında, birkaç gün sonra kısa bir selam etmesi yeterli olmaktadır. Ve durum kendi ifadesine göre oğlan kardeşinden çok daha kötü araba kullanmasına rağmen böyle.

Canciğer dost ve teselli eden kişi olarak annesinin oğlu


Ahmet için, özel bir tür olan «ana kuzusu» olarak yetiştirildi diyemeyiz. Fakat böyle bir eğilim geliştirmiş olmalı. Ana kuzusu olmak- erkekler için ağır bir hakarettir. Buna rağmen bu cinsten binlercesi mevcut. Aşırı şekilde annesine bağımlı olan nice delikanlılar ve adamlar var. Aynı zamanda – babalarına -eğer var ise- zayıf bir bağ ile bağlılar. Annelerine karşı sağlıklı olmayan bir güven ilişkisi içersinde olanlar, kesinlikle çocuklarını yalnız yetiştiren annelerin oğullarından ibaret değildir.

Bremen Üniversitesi, cinsiyet ve nesiller araştırması enstitüsünde bir zamanlar profesör olan Gerhard Amendt, yıllardır bu konuyu araştırmaktadır. Bir araştırma projesi kapsamında 500’den fazla erkeğe anneleriyle olan ilişkileri hakkında sorular yöneltmiştir.

Bu araştırma esnasında bir fenomenle karşılaştı: «Birçok normal aileye mensup kadın, sanki hayat arkadaşları tarafından çocuklarıyla birlikte terk edilmiş gibi davranmaktadır. » Amendt kaleme aldığı «Erkek annelerinin intikamı» adlı makalesinde durumu bu şekilde tarif etmiştir. Eşine karşı belki yeterince ilgili ve şefkat göstermeyen baba ayıplanmış, fakat yine de güvenilir, ekmek getiren kişi rolüne indirgenmiştir. Oğul ise hayatın her aşamasında annesinin en yakın dostu ve teselli eden arkadaşıdır: mother’s little helper. Anne oğluyla tüm özlemlerini ve hayal kırıklıklarını paylaşmakta; ekstrem durumlarda tensel teselli vermesini de istemektedir.

Birçok erkek gönüllü olarak annelerinin gizli sırdaşıdırlar. Seçilen kişi olmaktan dolayı gurur duymaktadırlar. Fakat Amendt’e göre bunun için ağır bir bedel ödemek zorundadırlar. Devamlı olarak annelerinin yüksek beklentilerini karşılayamama korkusu taşımak, çocukça bir serbestliği kaybetmelerine neden olmaktadır. Küçük çocuk yeteneklerinin sınırlarına toslamaktan çok fazla korkmaktadır.

Eninde sonunda derin bir utançla, annesinin beyaz atlı prensi olmak için yeterli kabiliyete sahip olmadığını anlayacaktır. Ve –en kötü durumda- kendisine, çevresine ve annesine, nasıl bir adam olduğunu ispatlamak için bir ömür boyu çabalayacaktır. Annesinin kuzusu bir maçoya, kadın düşmanına, mutsuz bir Don Juan‘a yada bir zorbaya dönüşecektir.

Ünlü-kötü şöhretli ana kuzuları

Hitler yada Stalin - Psikolog Volker Elis Pilgrim’e göre tüm zorbalar ana kuzularıdır. Hepsi hiç var olmayan yada sadece kenarda, köşede var olan babalarından nefret ederlerdi yada onları küçük görürlerdi. Hepsi bir ömür boyu annelerine olan bağla kuşatılmışlardı. Belki bir çıkış yolu olabilecek olan sanat ve felsefe yolu onlara kapalıydı.

 

Nietzsche onlardan farklıydı, o kendisini felsefeyle kurtardı. Yada diğer bir ünlü kişi, İtalyan kadınların şaka olarak söyledikleri gibi: «İsa’nın İtalyan olduğu nasıl anlaşılır? 30 yaşına kadar annesinin yanında yaşadı, annesinin bir bakire olduğuna inandı ve annesi tarafından ululandı.»

Fakat Ahmet ve Fatma’da esas soru, kız çocuğunun niye daha sıkı yetiştirildiği meselesidir. Sebebi kardeşlik durumundan mı kaynaklanıyordu? Anneler prensipte kızlarına karşı daha mı katıdırlar? Yoksa sebebi geleneksel kadın rolü müydü-anne-baba Kayseri’nin kırsal kesiminden gelmişlerdi? Son durumun bir rolü var, fakat büyük bir rolü yok.

Eğitimli ve özgürlüğünü eline almış olan 47 yaşındaki Suna dahi, kızı Lale’yi küçük oğlu Mehmet’e göre çok daha fazla tutarlı bir şekilde yetiştirdiğini tespit ediyor. Örneğin Lale masaya gelen her yemeyi yemek zorundaydı, buna karşı Mehmet’in damak zevkine uygun «özel sofra» hazırlanıyordu. Medya araçlarını kullanmak için belirtilen süreler de Suna’nın oğlu tarafından çiğnendi. Genel olarak: Küçük yada daha büyük kuralların çiğnenmesi, Suna oğluna her şey için daha fazla göz yumdu.

Daha sonra, yetişme çağındaki çocuklar başlarına bir iş açıp annelerine geldiklerinde, Suna yine farklı tepkiler vermişti. Kızına karşı tutumu: «Bu işi kendi başına sen açtın, icabına yine kendin bakacaksın» şeklinde olmuş. Oğlunu ise kısmen abartılı bir anlayışla karşılayarak, şu stilde tepki vermiş: «mutlaka farklı olmasını istemiştir, fakat daha iyisini yapamamıştır işte.»


Doğru yönetilen anne-oğul ilişkisi

Anne ile oğul arasındaki ilişki daha anne karnında başladığından, bu ilişki bir çocuk için çok özeldir. Yine çocuğun hayatının ilk yıllarında güvendiği ve örnek aldığı şahıs annedir.

Fakat bu erkek çocuğunun ileride küçük bir paşa olmaması için doğru bir yetiştirme vazgeçilmezdir. Bilhassa annenin oğlunu yalnız yetiştirdiği ve çocuğun hayatında güvendiği ve örnek aldığı bir erkeğin olmaması durumu oldukça tehlikelidir. Fakat babanın mevcut olduğu durumlarda bile bir erkek çocuğu yanlış yönlere sapabilir.

Çocuklar birçok şeyden haberdar olmaktadırlar. Bu yüzden karşılıklı ilişkilerde daima saygılı olmak önemlidir. Erkek çocuklarının zihninde evdeki roller konusunda doğrudan belirgin bir resim oluşmaması için ebeveynler ev işlerini paylaşmalıdırlar. Bu durum erkeğin işe gittiği ve kadının evde kaldığı durumlarda da geçerlidir.

Aksi takdirde erkek çocuklarının aklında hemen kadınların sadece ev işleriyle meşgul olan varlıklar olacaklarına dair bir resim oluşabilir. Bu tür bir düşünce annelerin oğullarının arkasından her işi halletmemeleri ile bastırılabilir. Belli bir yaşa geldikleri takdirde erkek çocukları da ev işleriyle ilgili görevler üstlenmelidirler.

Burada önemli olan, başlangıçta ev işi yapmamakta direnen çocuğa karşı sözünü geçirebilmektir. Hem ev işleri, maddi yada parasal ödüllerle değil, övgü ve takdir ile çocuklara sevdirilmelidir.

Açık konuşmak önemlidir. Bir kadın evdeki erkeklerin tepesine çıkmasına izin vermemelidir. Şayet bu erkekler ev işlerini küçük görüyor yada kadının evdeki rolüne dair ayrımcılılığı vurgulayan eleştiriler yapıyorlar ise, oğlunuza kadınlara saygılı davranılması gerektiği mesajını vermek için birkaç gün ev işlerini aksatıp, grev yapmanız yararlı olabilir.

Psikolog Sinem MALKOÇ - İzmir
Uzman Psikolog Aile Terapisti

"Annem ve ben yada hayatın anlamı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Psk.Sinem MALKOÇ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Ayrıca bakınız : http://www.tavsiyeediyorum.com/psikolog_15812_sinem_malkoc.htm