Bir çocuğun, babaya ne kadar ihtiyacı vardır?

Eşinden ayrılmış ve yalnız çocuk yetiştiren annelerin sayısı git gide artmakta. Kendilerine sıklıkla şu soruyu soruyorlar ‘ Bir çocuğun babaya ne kadar ihtiyacı vardır?’. Ama aynı zamanda, çocuklarından ayrı yaşayan babalar da kendilerine şu soruyu yöneltiyorlar, ‘Çocuğum için ne kadar önemliyim?’. Birbirleriyle kavgalı ebeveynler genellikle şu soruların cevaplarını bilemezler: çocuk gelişimi için müdahale etmem mi gerekir, yoksa karışmamak ve diğer veliye bırakmak çocuk için daha mı kolay olur? Altta ki hayali röportaj, ebeveynlere bu gibi durumlarda, çocuklarına karşı nasıl daha verimli olabilmelerine dair, bilgi ve ipucu vermeye uygundur. Cevaplar, şahsımın ailelerin ayrılması ve boşanması konusundaki uzun yıllara dayanan danışmanlık tecrübelerimi ve yeni bilim tanılarını kapsar:

Babalar, çocukları için ne kadar önemlidir?

Bilimsel tanı, babasız yetişen çocukların, kişilik ve özgüven gelişimlerinde, bağlılık ve ilişki kapasitelerinde ve de verimliliklerinde kısıtlanmalar yaşadıklarını gösterir. Çocukların sağlıklı kişilik gelişimleri her iki ebeveyne bağımlıdır. Bugün kesin tanı olarak belirlenen şey, daha önemli/önemsiz bir ebeveyn olmadığıdır. Çocuk gelişimi için, her iki ebeveyn de aynı önemi taşır. İkinci ebeveyn yoksa eğer, çocuk bazı gelişim adımlarını uygulayamaz, ya da sınırlı şekilde uygular. Böylece, örneğin anne ve çocuk en baştan beri, birbirlerinden kopmak gibi bir gelişim görevi üstlenirler. Bu esnada babanın rolü mühimdir. Çocuk için anneden ayrı olup, aynı zamanda anneye bağlı kalabilmenin bir modelidir. Ve babayla olan ilişki, çocuğun gerekli olan kopma adımlarını atabilmesini sağlar. Çünkü güvence veren ikinci bir ilişkinin varlığı, çocuğa anneden kopma ile bağlantılı olan ihtilafları daha rahat kabul edebilir. Bu ikinci ebeveyn ilişkisinin yokluğu, genellikle diğer ebeveyne fazlasıyla bağlanmaya yol açar. Bunun sonucunda ya gitmeyen çocuklar, ya da ayrılmayı çok ani, yani tamamen uygulayan çocuklar oluşur.

Eğer baba, ikinci bağlılık objesi olarak eksik ise, kendilerinin de bir ilişki içerisinde bulunduğu, iki kişi ile aynı anda bir bağlı olma tecrübesinden mahrum kalır. Yani üçlü bir ilişki ile yaşamayı öğrenemez. Asli tecrübesi ikili bir ilişki ile kısıtlı kalır. Bu da kendisinin ilişki biçimlendirmesini etkiler. Sürekli, bir ilişkiye müstesnayı durumlar katılmaya çalışılıyor, bu da genellikle sosyal izolasyona yol açıyor. Yetişkin olduğunda ve ikili bir ilişki, üçlü bir ilişkiye dönüştüğünde, yani bir bebek geldiğinde, sorunlar çıkabiliyor. Bu durumda, genellikle bebek-ebeveyn ilişkisine müstesnayı durumlar katılmaya çalışılıyor ve ebeveynler çocuk için savaşan birer rakibe dönüşüyor. Ya da ebeveyn ilişkisini ve eş ilişkisini paralel şekilde yaşamak başarılamıyor ve bir ebeveyn, ya ebeveyn rolünden, ya da eş rolünden kendisini çekiyor.

Babanın eksik olduğu ailelerde çocuklar için cinsiyet rolünü üstlenen bir modelin eksikliği yaşanıyor. Erkek çocuklar, bu durumda bir erkek olarak nasıl davranmaları gerektiğini bilmiyor, başka erkek çocuklarla ilişkileri emin olmuyor ve bir erkek çocuk olarak, kızlara nasıl davranacağını da bilmiyor.

Kız çocuklar ise, bir erkeğe davranış hallerini bilmiyor. Bu genellikle, kendilerini karşı cins ile ilişkilerinde güvensiz veya rahatsız hissetmelerine yol açıyor. Bu durumda ileriki hayatlarındaki eş seçimini ve ilişkinin dayanıklılığını etkiliyor. Kız evlatların, kendilerine kadın olarak bakış açılarını, büyük bir ölçüde babaları üzerinden uyguladıkları biliniyor. Onlara, ilgi göstererek, önemli olduklarını veya onlarla ilgilenmeyerek, önemsiz olduklarını hissettiren ilk erkektir. Bu da, daha sonraki eş ilişkilerinde kendisine biçtiği değeri belirler.

Bir Efsane olan, annelerin babalardan daha önemli olduğu düşüncesinin boşluğu bilimsel olarak çoktan kanıtlanmış durumda. Ama bu efsane, inatla ebeveynlerin ve uzmanların kafalarına yerleşmiş durumda. Babalar bugün halen, çocukları için önemsiz olduklarını ve anneler, kendilerinin çocuklar nazarında eşlerinden daha önemli olduklarını düşünürler. Ama kavgalı velayet davalarında bugün hala, hangi ebeveynin her iki ebeveyn rollerini üstlenebileceğini araştırmak yerine, hangisinin çocuğun nazarında, daha çok benimsenen kişi olduğu tespit edilmeye çalışılıyor.  Oysa ki çocuğun gelişim zedelenmesini engelleyen şey, her iki ebeveynin varlığıdır.

2. Babalar, ne zamandan itibaren çocukları için önemlidir ve çocukları ile ne kadar zaman geçirmelidirler?

Baba en baştan itibaren önemlidir. Bugün, babanın benimsenen kişi olarak var olduğu sürece, çocukların anneye paralel olarak babaya da bir ilişki geliştirdikleri bilinmekte. Bunun için baba, çocuğun bakımı ile ilgili, anne ile aynı oranda katılım göstermek zorunda değil. Edinmiş olan tecrübeler, geleneksel rol bölümünde dahi (baba ailenin ekonomik açıdan bakımını sağlar, anne çocukların bakımından sorumludur), her iki ebeveynle de yoğun ilişkiler kurulduğunu göstermektedir. Önemli olan, babanın, çocuğun ihtiyaçlarını ne kadar iyi tespit edip karşılayabildiğidir. Bunu öğrenebilmek için de tıpkı anne gibi zamana ve çocuğu ile kurduğu münasebet tecrübesine ihtiyacı vardır.

Zamansal kapsam ile ilgili olarak da şu genel kural geçerlidir; çocuk ne kadar küçük ise, o kadar fazla ilişki kurmak gereklidir. Çünkü küçük çocuklar ebeveynin gösterdiği gerçek ilgiyi sevgi olarak algılar; yani onlar için benimle ilgilenen beni seviyor demektir ki benzer şekilde burada olmayan da beni sevmiyor demektir. Bu nedenle namevcutluk sevgiden mahrum etmek anlamına gelir. Zamansal aralar açıldığında çocuk sıklıkla burada olmayan beni daimi olarak terk etti düşüncesine kapılır ki buda güvenilir bir ilişki kurulmasını engeller.

Çocuklarından ayrı yaşayan babalar onlarla mümkün olduğunca sık kontak kurmalıdır. Sıklıkla yapılan kısa ziyaretler, uzun zaman aralıklarıyla yapılan uzun ziyaretlerden daha uygundur. Amerikan bilim adamları, 2,5 yaş altı çocuklar için günlük iletişimi öneriyor. Ebeveynlerin aralarındaki mesafe uzak ise ve günlük ziyaretler mümkün değilse ebeveynler baba ile çocuğun her 2-3 gün aralığında irtibat kurmasını sağlamalıdır.

Ancak çoğu zaman bunun tam tersi yaşanıyor. Ebeveynler ve uzmanlar, sık yapılan görüşmelerin çocuğu yorduğu görüşünde birleşiyor. Bu veriler 20 yıldır var olmasına rağmen günlük hayatta pek nadiren uygulanır. Ebeveynler, babanın çocuk gelişimindeki öneminin çoğu zaman bilincinde olmuyor, aynı zamanda yargı sisteminde de bugüne dek bir önem kazanabilmiş değiller. Bugüne kadar, çocuklarından ayrı yaşayan babaların (çocuğun yaşından bağımsız olarak), 14 günde bir, bir hafta sonu için görüşmeleri ve de okul tatillerinin yarısını onlarla geçirmeleri yeterli bulunmuştur. Küçük çocukların ihtiyaçlarına uygun bir şekilde verilmiş mahkeme kararı yoktur, ya da tarafımca bilinmiyor. Genellikle şu tavır alınır; baba çocuğun büyümesini ve annesinden ayrılığı kaldırabilir duruma gelmesini beklemelidir. Bu esnada şu nokta gözden kaçar; Çocuk en baştan itibaren, babasıyla bir ilişki kurma olanağına sahipse, babası ile irtibata geçmesi, dolayısıyla annesinden ayrılması, nihayetinde aslında hiç bir sorun teşkil etmez.

3. Erkek akrabalar veya yeni eşler, öz babanın yerini alabilir mi?

Çocuklar bu tür ilişkilerden faydalanabilir. Erkek eşler cinsiyet modeli için örnek temsil edebilir. Ancak, öz babayı sadece kısmen ikame edebilir, tamamen değil. Çocuğun kurabileceği başka iyi ilişkilere paralel olarak, babayla olan ilişki, her zaman önemlidir. Bu, ilişkinin eşi benzeri olmamasına bağlıdır. Her çocuğun sadece bir tane babası vardır. İlişki yaşanmasa bile, var olmaya devam eder. Eğer baba ilgisiz ise, bu durum çocuk ruhu için ağır bir incinme anlamına gelir, çünkü bu durum çocukta değersiz olduğu ve babası için yeterince önemli olmadığı hissini uyandırır.

Evlatlık alınan çocuklarda edinilen tecrübeler, bakıcı aile ile her ne kadar iyi ilişkiler kurulmuş olsa bile, öz ebeveynlere olan ilişkinin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Bu yüzden, kimliğini gizleyerek yapılan evlat edinmelerden, açık evlat edinmelere geçiş düşüncesi var olmuştur.

Üvey ebeveyn araştırmaları, bu tür ailevi durumların olumlu sonuçlanması için çocuğun öz ebeveyni ile ilişki kurmasından feragat etmek zorunda bırakılmaması gerektiğini ortaya koymaktadır. İşlevsel bir aile birimi ancak öz ebeveynlerin de kucaklanması durumunda sağlanabilir.

Bilimsel araştırmalar, çocuğun kendisini en kötü hissettiği anın yeni ilişki uğruna babayla olan ilişkisinden vazgeçmek zorunda bırakıldığı an olduğunu göstermektedir. Çocuğun üvey aile ile en iyi şekilde anlaşması, her iki ilişkiyi yaşayabilmesi halinde olur.

4. Babası ölmüş olan çocukların durumu nedir?

Bir ebeveynin ölümü her açıdan matemin ayrı bir biçiminin yaşanmasını sağlar. Bu gibi durumlarda baba, anne tarafınca unutturulmaz. Babanın hatırlanmasını anne sağlar. Bu sayede, çocuğun babasına olan içten bağlılığın baki kalmasına yardımcı olunur. Baba kaybının üstesinden gelmek için, babanın çocuğuna karşı ilgisizliğinden doğan bir suçunun olmaması etkilidir. O çocuğunu isteyerek terk etmemiştir. Terk edilen çocuklar sıklıkla kendilerini babalarının öldüğü kurgusu ile avuturlar. Bu hayal, babasının kendisi ile ilgilenmediği düşüncesinden daha katlanabilirdir.

5. Ayrılmış olan ebeveynlere tavsiye ne olmalı?

Ebeveynler mümkün olduğunca birbirlerine yakın mesafede ikamet etmelidirler. Çocuğu ile yaşayan ebeveyn, çocuğun diğer ebeveyn ile aktiviteler düzenleyebileceği alanlar yaratmalıdır.

Çocuğundan ayrı yaşayan ebeveyn, bilinçli olarak çocuğun günlük gelişiminin bir parçası olmalıdır. Çocuğun her bir ebeveyn ile günlük hayatını paylaşabilmesi önemlidir. Ebeveyn-çocuk ilişkileri, ziyaret ilişkileri değildir ve bu yönde şekillendirilmemelidirler.

Çok küçük çocukların ilişki kurabilmelerini mümkün kılmak için, ikinci ebeveynin günlük rutin hayata dâhil olması önemlidir.

6. Ebeveynler arasındaki ilişkinin, çocuğun ayrı yaşayan ebeveyne olan ilişkisindeki etkisi nedir?

Eğer ebeveynler birbirilerine saygılı ve iyilikle yaklaşırsa çocukların % 63 ü ayrı yaşayan ebeveyn ile  aralarında samimi ve sevgi dolu bir ilişki olduğunu hissederler. Eğer birbirleriyle yollarını kesiştirmezlerse ve sadece çocuklar aracılığı ile irtibata geçerler ise, bu durumda çocukların sadece % 38i ayrı yaşayan ebeveyn ile olan ilişkilerini samimi ve sevgi dolu olarak tarif ederler. Eğer ebeveynler ilişkilerini tamamen keserse bu durumda çocukların sadece % 5 i ayrı yaşayan ebeveynle olan ilişkilerinin kendileri için yeterli ve tatmin edici olarak tarif etmektedir.

Ve ebeveyn ilişkisinin, çocuğun dışarıda olan ebeveynle arasındaki ilişki kalitesine olan etkisini belgeleyen bir diğer önemli araştırma sonucu daha mevcuttur:

Ayrı yaşayan ebeveynin, ailenin bir parçası olarak değerlendirilen, ebeveynlerin çocukla ilgili bilgileri paylaşıldığı ve belli aralıklarla (örneğin okul eğlenceleri, veli toplantıları, çocuğun hobileri) görüşüldüğü ve ikinci ebeveynin verilen kararlarda söz hakkının olduğu durumlarda, çocuğun ikinci ebeveyne olan ilişkisinin devamı gözlenmiştir.

İkinci ebeveynin bu gibi aktivitelerden dışlandığında, ailelerin yarısından fazlasında, çocuk ile ayrı yaşayan ebeveyn arasındaki ilişkiler kopmuştur.

Ebeveynlerin birbirleriyle irtibat halinde kalmaya razı olmaları, diğer ebeveyni bu tür aktivitelere dâhil etmesi bu sebeple çocuk açısından vazgeçilmezdir. Ancak bu durum çoğu kez ebeveynler (veya anneler) tarafından beklenebilir bir durum değildir. Bu ince hat tam olarak gelecekte öncelik kazanacak olan şeyi belirler: ebeveynlerin çıkarları mı gerçekleşmelidir, yoksa çocukların çıkarları mı?

7. Ebeveynler çocuklar hakkındaki mevzularda anlaşamazlar ise ne yapılmalı? Böyle bir durumda da, çocuğun çıkarları adına irtibatı koparmamak önemli midir?

Çoğu zaman, ilişkinin sürecinde, eşlere olan bakış açısı değişir. Bilhassa ayrılıkların yaşandığı zamanlarda, o insan için zamanında hissedilenlerden duygular yok olur ya da azalır. Ve zamanında o insana biçilen değerler unutulur. Kriz durumunda, kendi çıkarları ön sıraya konulur ve başkalarının çıkarları ve ihtiyaçları unutulur. Bu sebeple, ayrılık veya boşanma esnasında, çocuğun ve diğer ebeveynin durumu çoğunlukla göz ardı edilir. Çoğunlukla sadece eşin durumu değil, çocuk yetiştirmeye yeterli olup olmadığı da sorgulanır ve ebeveynler eşlere duyulan sevginin bittiğini hissederken, çocuğun diğer ebeveyne hissettiği sevginin halen aynı şekilde kaldığını göz ardı ederler.

Ebeveynlerin birbirlerini insan olarak nasıl değerlendirdiklerinden bağımsız olarak, çocuğun her iki ebeveyn ile olan irtibatının sağlanması ve anne babaya olan içten bağlılığın korunması önemlidir. Bu yüzden, ebeveynler sorunlarını bir kenara bırakmalı ve eşleriyle ilgi olan sorunların ebeveyn bazına sıçramamasına, dolayısıyla çocuk hakkında kavgaya dönüşmemesine özen göstermelidirler.

Eğer doğru çocuk eğitimi hakkında, gerçekten farklı anlayışlar mevcut ise, ebeveynlerin bu farklılıkları kabul etmeyi öğrenmeleri önemlidir. Çocuklar, olayları farklı açılardan gözlemleme tecrübesinden yararlanabilir. Ebeveynler birlikte yaşadıklarında da bir ebeveyn esnektir ve bir tanesi diğerine oranla daha serttir. Ebeveynler örneğin masa düzeni, temizlik eğitimi, kuralları uygulama, sağlıklı beslenme veya televizyon saatleri gibi konular hakkında farklı öncelikler belirleyebilir. Bu yüzden ayrı yaşayan ebeveynler, diğer ebeveynin çocuk eğitimine veya diğer evdeki kurallara karışmak ve sürekli, çocuk ile birlikte neler yaptığını kontrol etmek yerine, anlaşmalar sağlamak durumundadırlar.  Çocuklar, diğer evde başka kurallar ile yaşandığını genellikle çok iyi algılayabilirler. Bu düşünceyi, çocukların iki ayrı evde yaşadığı başka konularda edinen tecrübeler destekliyor. Bunlara örnekler: Çocukların büyük anne-babalarda, bakıcı ailelerde yuvalarda veya yatılı okullarda kalması.

8. Ancak çoğu zaman, diğer ebeveyn ile irtibatını kabul etmeyen çocuk oluyor. Bu durumda ne yapmalı? Ebeveynler, çocuklarını anne veya baba ile görüşmeye zorlamalı mıdır?

Çocuğun bir ebeveynden diğerine geçmesi sismografik olarak değerlendirilebilir. Burada mevcut sorunların çapı görülür. Genellikle çocuklar, bu sorunları, diğer ebeveyn ile irtibatı reddetmekle eylemlendirir. Ama bu durum, her durumda diğer ebeveyni artık sevmediği veya gerçekten irtibat halinde olmak istemediği anlamına gelmez.

Bilhassa küçük çocukların, babayı görmek için anneyi terk etme veya tersi bir duruma alışmaları gerekir. Çoğu kez teslim etme ve teslim alma durumunu çocuklara göre ayarlamak yeterlidir. Bu durum, çocuğu bir paket gibi kapı önünde teslim etmektense babayı içeriye davet etmek şeklinde gerçekleştirilebilir. Çocuğa, babaya ısınma fırsatı verilirse ve anne yavaş yavaş çekilirse çocuğun babayla gitmesi genellikle sorunsuz olur.

Yahut zaman aralıkları çok uzun olabilir. Böylece çocuk, her seferinde, diğer ebeveynin onu tamamen terk ettiğini hissine kapılır ve bu da güvenilir bir ilişki kurulmasını engeller. Bu durumda atılması gereken doğru adımlar, zaman aralıklarını kısaltmak, diğer ebeveynin daha fazla ebeveyn görevlerine entegre olmasıyla yakınlığın sağlanmasıdır.

Ama bazı durumlarda, çocuk iki cephe arasında kalır ve bu yüzden diğer ebeveyn ile irtibatını koparır. Ebeveynlerin ilişkisinin parçalanması durumunda birçok çocuk sadakat çelişkisi yaşar. Bu durumda her iki ebeveyni sevip sevemeyeceklerini bilmezler ve her iki ebeveynin yardımına ihtiyaç duyarlar. Her bir ebeveyn, çocuğun diğer ebeveyni sevmesine ve bu sevgiyi açıkça göstermesine izin vermelidir. Çocuğa diğer ebeveyne kendilerinden daha farklı hislerle bağlı olmalarının doğal olduğunu aktarmaları gerekir.

Bazen ebeveynlerin bu yardımı eksik kalır ya da bir ebeveyn (genellikle çocukla birlikte yaşayan ebeveyn), , bilerek ya da bilmeyerek, çocuğun bu sadakat çelişkisini diğer ebeveyni çocuğun hayatından dışlamak için kullanır. Bu durumda çocukta bir PA-sendromu gelişir. Ebeveynlerin, birinin sevilen (iyi), ve diğerinin ise, sözde nefret edilen(kötü) olarak ikiye ayrılması durumu.

Genellikle tercihen edilen annedir ve çocuk, babasıyla ilgili bir şey duymak istemediğini söyler. Aslında çocuk babasını sevmeye devam eder. Manipüle eden ebeveyne karşı sadık görünmek adına, ona olan eğilimini inkâr eder. Çocuğun kabul etmeyen davranış biçiminin sebebi, kabul edilmeyen ebeveynde değil, tercih edilen ebeveynle olan ilişkisinde saklıdır.

9. Bu durum nasıl işler, gözümüzde bunu nasıl canlandırmalıyız?

PA- Sendromu (Parental Alienation Syndrome- Ebeveyn çocuk yabancılaşması)  gelişiminde, korku büyük bir rol oynar. Kimi zamansa nefret veya intikam duygusu, ebeveynlerin böyle davranmasını sağlar. Kendi korkusunu azaltmak için, ya da intikam duygularını tatmin etmek için veya nefret duygularını yaşayabilmesi için çocukla diğer ebeveyn arasındaki ilişki koparılmalıdır diye düşünür. Bunun için çocuk kullanılır. Çocuğun manipüle eden ebeveyn gibi düşünmesi ve davranması beklenilir. Çocuğun diğer ebeveyne olan içten bağlılığa ihtiyacı olduğu algılanmaz.

Bunun için başvurulan yöntemler babayla çocuğun arasındaki ilişkiyi bölmek ve babanın insan olarak değerini düşürmektir: O bir yalancı, başarısız, dolandırıcı, vs. ve eğitici olarak: Sana iyi bakamıyor, seni anlamıyor, seninle gereğince ilgilenmiyor. Çocuk, babaya olan eğiliminin yanlış olduğu mesajını alıyor. O sevimli bir şahıs değil. Eksik olan, baba çocuk ilişkisi, çocuğun kendisinin (başka) tecrübeler edinmesini engelliyor. Bu yüzden çocuk zamanla kendi duygularına ve hislerine güvenmeyi bırakır ve manipüle eden ebeveynin hislerini yaşamaya başlar. Bu durum, çocuğun bağımsız olarak yetişmesini ve baba-çocuk ilişkisini etkiler.

10. Reddetmenin manipüle edildiği nasıl anlaşılır?

Manipüle eden ebeveyn uzaklaştıkça azalan reddetme, yanıltmayan bir işarettir. Yani ebeveynlerin aynı odada bulunması halinde ya da manipüle eden ebeveyn kapının dışında oturduğu sürece, çocuk diğer ebeveyne olan ilişkisini reddetmeyi sürdürebilir. Ama manipüle eden uzaklaştığında, sorunsuz olarak diğer ebeveynle irtibat kurabilir.

Başka bir belirtiyse mimik/el kol hareketlerinin söylenenler ile bağdaşmamasıdır. Örneğin, çocuğun babasını ziyaret etmekten üzüntü duyduğunu söylerken  gülümsemesi gibi.

Veya reddetmenin sebepleri bizzat yaşananlardan değil de duyumlardan kaynaklanır. ‘Annem dedi ki’ gibi…

Veya bu sebepler etkilidir ve normal şartlarda, reddetmeyi kesinlikle tetiklemez. Örneğin, ‘Orada hep masayı toplamam gerekiyor, orada kendime ait bir odam yok, vs.

11. İrtibatı koparmak için hangi manevralar kullanılır?

Genellikle manipüle eden ebeveyn, diğer ebeveyne çocuğun nerede olduğunu bildirmeden evden taşınır. Veya irtibatın (henüz) kurulmaması için sürekli yeni sebepler uydurulur. Genellikle yapılan argüman, çocuğun yeni duruma alışması için sakinliğe/zamana ihtiyacı olduğudur. Babaya yapılan ziyaret, çocuğun psikolojik olarak bunu kaldırabileceği zamanlarda yapılmalıdır. Çocuğun yaşanan ayrılıktan dolayı gösterdiği semptomlar, diğer ebeveyn tarafından meydana getirilmiş olarak gösterilir: “ Can babasını ziyaret etmeden önce hep çok gergin oluyor. Ve döndüğünde onu tekrar sakinleştirmem bazen günler alıyor. Babası, ona nasıl ulaşılacağını bir türlü anlamıyor. Onunla, çocuğu yoran ve heyecanlandıran şeyler yapıyor. Bu yüzden çocuk için en iyi şeyin, babasıyla daha az görüşmesi veya ikisinin şimdilik görüşmemeleri olduğu kanısındayım”.

Amaç, diğer ebeveyn ile olan ilişkiyi zedeleyerek, çocuğun kendisi ile olan ilişkisini kuvvetlendirmektir. Bunun için gereken zamanı kazanmaktır istenen. Bu yüzden, verilmiş olan mahkeme kararları ya diğer ebeveynin aleyhinedir ya da görmemezlikten gelinir. Mahkeme kararının uygulanamaması ile ilgili sürekli yeni sebepler uydurulur. Diğer tüm olaylar (örneğin anaokulu ziyaretleri, arkadaşlara misafir olmak, uzak akrabaların veya tanıdıkların doğum günü kutlamaları, hatta belirli televizyon programları), baba ile olan ilişkiyi korumaktan daha önemlidir.

Bazen çocuğun isteğinin gerçekleşmesine çok değer verilir. Manipüle eden ebeveyn ve çocuk, diğer ebeveyni ziyaret etmemesinin, çocuğun bağımsız ve tesir edilmemiş kararı olduğunu vurgularlar. Ve örneğin şu tür ifadelere başvurulur:’ Çocuk babası hakkında ne düşüneceğini kendisi biliyor. Onu ziyaret etmek istememesini anlayabiliyorum’.  Diğer ebeveyn ile ilişki kurmasında sorumluluk almak yerine, manipüle eden ebeveyn, çocuğa isteğinin gerçekleşmesini desteklediğinin garantisini verir. ‘Eğer babanı gerçekten ziyaret etmek istemiyorsan, benim desteğimi hesaba koyabilirsin. İsteğinin gerçekleşmesi için her şeyi yaparım’.

12. Çocuğun kafasındaki fikri değiştirmek için hangi manevralar kullanılır?

Çocuk üzerinde, double-bind denilen durumu uygulamak çok etkili bir yöntemdir. Yani çocuk sözlü olarak şu mesajı alır: ‘Eğer istiyorsan babanı ziyaret edebilirsin. El kol hareketleri ve mimik ile şu ifade edilir: ‘Eğer beni seviyorsan, kalırsın’.  El kol hareketleri ve mimik daha etkilidir. Bu yüzden çocuklar bu iletiye göre tepki gösterir.

Çocuk, diğer ebeveyn ile yaşadıklarını anlattıklarında, manipüle eden ebeveyn bu yaşanmışlıkları, basit, önemsiz ve tehlikeli olarak adlandırarak, küçümser.

Reddedilen ebeveynin çocuğu ile irtibat halinde kalma çabalarıysa eziyet olarak nitelendirilir. Oyunbozan ve tahrikçi olarak damgalanır. Çocuk ne kadar küçükse bu değerlendirmeleri benimsemesi de o denli yüksektir, çünkü henüz kendisi bu durumları bağımsız olarak değerlendiremez.

Veya babanın asıl irtibat kurma amacının çocuğu görmek değil, güç gösterisi yapmak istediği iddia edilir. Diğer ebeveynin çocuğa olan sevgisi yansıtılmaz.

Gerçek bir temele dayandırılmayan korku senaryoları tertiplenir. Örneğin çocukların, diğer ebeveyn ile karşılaştıklarında yollarını değiştirmeleri, ondan kaçmaları veya saklanmaları, ya da ona kapıyı açmama talimatları verilir. Böylelikle çocuğa şu anlatılır: ‘Senin baban korkulması gereken bir insan’.

Diğer ebeveynin, çocukla ilgili önemli toplantılara katılmasına müsaade edilmez. Böylece sadece baba-çocuk ilişkisi zedelenmez, aynı zamanda çocuğa: ‘Senin baban istenmeyen bir insan’ izlenimi verilir.

Çocuğun çevresindeki, babayı hatırlatabilecek her şey uzaklaştırılır. Onun resimleri yoktur ve hakkında konuşulursa bile, sadece olumsuzluklar konuşulur. Ondan gelen hediyeler alınmaz, hatta iade edilir.

13. Dışlanmış babalara önerilerim nelerdir?

Sizi, çocukla olan ilişkinizi ayakta tutmanız için teşvik etmek isterim. Çocuklar için her durumda, onlar için mücadele eden bir babanın varlığının bilinci, onlarla ilgilenmeyen ve umursamaz bir babadan daha iyidir.

Maalesef, dışlanmış olan babalara, arka planda durmaları önerilir. Anne ve çocuğa zaman tanınması, çocuğun kendi irtibat kurmak için kendisinin istek belirtmesinin beklenmesi. Ancak bu yanlış bir tavsiyedir. PA-Sendromunun (Ebeveyn çocuk yabancılaşması) gelişmesi, aşamalı bir oluşumdur. Çocuk manipüle edilmiş davranışlarla ne kadar uzun zaman muhatap olursa, sendromu durdurmak bir o kadar zorlaşır.

Babaların çocukları ile irtibat kurma ısrarlarının çatışmayı ağırlaştırma suçlaması haksızdır. Bu davranış daha ziyade, çocuğun çıkarları ile uyumludur ve dışlamak fiili ile eşdeğer ve gerekli bir cevap sergiler.

En fazla başarı vadeden yol, aile terapistlerinden yardım almaktır. Bunun için, aile bireylerinin, bunun çocuğun çıkarları doğrultusunda zorunlu olduğunu anlamaları lazım. Ancak manipüle edene ebeveyn, bunu genellikle kabul etmez. Böylece dışlanan ebeveyn, mahkemenin yardımına muhtaçtır. Burada önemli olan, mahkemelerin dışlanmış ebeveyn ve çocuğun irtibatının koparılmasına kesinlikle izin vermemeleri. Çocuğa ilişkin korunması kararını verebilmesi için gereken serbestlik alanını, irtibatın sağlanmasını emreden mahkeme hükümleri sağlar. Böylece çocuk davranışının hesabını, manipüle eden ebeveyne vermek zorunda kalmaz. Gerekirse manipüle eden ebeveynin karşı koymasına rağmen, uygulanan bir mahkeme yönetmeliği, yalnıza çocuğa yardımcı olmaz. Aynı zamanda, manipüle eden ebeveynin kaybolmuş olan haksızlık bilincine yönelik bir çağrı görevi üstlenir. Çünkü o genellikle, çocuğunu ve diğer ebeveyni nelerden mahrum ettiğinin farkında değildir.

 

Yazan Uzman Dr. Psikolog Sinem Malkoç  http://www.tavsiyeediyorum.com/makale_12584.html