|

ABD'de yapılan bir araştırmada, fiziksel sağlık sorunlarına etkisi bilinen obezite (aşırı şişmanlık) ile psikiyatrik rahatsızlıklar arasında da bağlantı kuruldu. Bir ulusal sağlık araştırmasındaki 40 bin Amerikalının verilerinin değerlendirildiği çalışmada, obez erişkinlerin normal ağırlıktaki erişkinlere göre depresyon, anksiyete ve diğer psikiyatrik rahatsızlıkları geçirme riskinin iki kat daha fazla olduğu ortaya kondu. Çalışmada ayrıca, çok aşırı olmayan şişmanlarda da anksiyete görülme oranının arttığı görüldü. Araştırmacılar, çalışmanın, kilo fazlalığıyla psikiyatrik rahatsızlıklar arasında neden bağlantı bulunduğunu ortaya koyamadığını, ancak bulguların, aşırı kilolularda psikiyatrik rahatsızların daha yaygın olduğuna işaret ettiğini kaydetti. Bazı psikiyatrik ilaçların kilo alımına yol açabilmesinin, çalışmadaki bulguları açıklamadığı da belirtildi. Connecticut Ünversitesinden Dr. Nancy M. Petry, obez hastaların bu tür sağlık sorunları açısından kısa süre izlenmesinin yararlı olabileceğini söyledi. Dr. Petry'nin aynı üniversiteden meslektaşlarıyla yaptığı çalışma, "Psychosomatic Medicine" dergisinin Nisan 2008 sayısında yayımlandı.

Obezite bedende aşırı yağ birikimi ile oluşan bir durumdur. Obezite ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Obezitenin gelişiminde hem genetik, hem çevresel hem de psikolojik etmenlerin rolünün olduğu düşünülmektedir. Psikolojik etmenlerin de obezite gelişimindeki rolü kesin olarak kabul edilmekle birlikte söz konusu etmenlerin obeziteye nasıl yol açtığı tam olarak bilinmemektedir.
Obez bireylerde görülen psikiyatrik bozukluklarının başında depresif bozukluk yer almaktadır. Ayrıca kaygı bozuklukları da (yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluğu, sosyal bozukluğu, sosyal fobi, özgül fobi, obsesif – kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu) sıklıkla görülmektedir. Obez hastaların normal vücut ağırlığına sahip olanlara göre daha düşük benlik değerine (özgüven) sahip, duygularını ifade etmekte zorlanan bireyler oldukları da saptanmıştır.
Ayrıca beden imajı ile aşırı uğraş ve bozulmuş beden imajı obez hastalarda gözlemlenen önemli rahtsızlıklardır. Bu hastalar aşırı miktarda ve hızlı bir şekilde yemek yerler yemek yemeyi durduramazlar yeme üzerinde kontrol kalmamıştır ve ardından kendinden iğrenme, mutsuzluk, utanma, pişmanlık yaşarlar. Aşırı yeme bozukluğu bulunan obez hastaların bu bozukluğu olmayan obez hastalara göre daha fazla psikiyatrik belirti gösterdiği diyet uygulamalarını çok daha kolaylıkla yarıda bıraktığı ve negatif duygulanım sergilediği gözlemlenmiştir.
Bunlara ek olarak insanda ruhsal durum ve yeme davranışı arasında karşılıklı etkileşim olmaktadır. Ruhsal durumda yemek seçimi, yeme miktarı yeme sıklığı arasında, fizyolojik ihtiyaçlardan bağımsız bir ilişki mevcuttur. İnsanda yeme davranışının, anksiyete, neşe, üzüntü, öfke, depresyon gibi farklı duygulara göre farklılıklar gösterdiği yaygın olarak kabul edilmektedir. Duygusal durumla bağlantılı olan yemek yeme davranışı emosyonel yeme olarak tanımlanmaktadır. Duygusal yemenin beden ağırlığı ile ilişkili olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Çalışmalarda sıkıntı, depresyon, yorgunluk sırasında yeme miktarında artma buna karşın korku, gerilim ve ağrı sırasında azalma olduğu bildirilmektedir. Öfke, depresyon, sıkıntı, anksiyete ve yalnızlık gibi negatif emosyonlarla emosyonel yeme davranışının ortaya çıktığı bildirilmektedir.
Yeme davranışı ve nöronal sistemler arasında karşılıklı etkileşim mevcuttur. Yeme serotonin başta olmak üzere kompleks nöral mekanizmaların kontrolü altındadır. Aynı zamanda gıda alımı, serotoninerjik nöronlarda serotonin salınımının kontrolünde etkili olmaktadır. Serotoninin duygu durumu, iştah, ağrı duyusu, kan basıncı ile ilgili olduğu bilinmektedir. Hastaların karbonhidrat alımı serotonin salınımına bağlı olarak kendilerini daha iyi hissetmelerine neden olmakta, bunun sonucunda bu gıdalara karşı bir düşkünlük meydana gelmektedir. Karbonhidrat alımı insanların kendini iyi hissetmesine neden olurken aynı zamanda kilo alımına da neden olmaktadır. Yeme davranışı ile karşılıklı ilişkisi olan serotoninin aynı zamanda bir çok psikiyatrik bozukluk ile de ilintili olması hastada hem pskiyatrik bozukluğun hem de obezitenin gelişmesini açıklayabilir.
Toplumda gençlik, güzellik ve incelik gibi değerlere verilen önem bireylerde yetersiz ve çekici olmadıkları duygusuna neden olmaktadır. Bunun yanında insanların uzun bakışları, fısıltı ile yorum yapmaları gibi sosyal etkenler sonucunda obezite hastalarının yaşadıkları toplum dışına itilme davranışı depresyon, kaygı ve diğer bozuklukların gelişmesine katkıda bulunabilir. Yapılan çalışmalar ,obezitenin sadece var olmasının bile, şiddetinden bağımsız olarak, ruhsal bozukluklarla neden olduğunu düşündürtmektedir.
Diğer taraftan obez hastaların ailelerinde psikiyatrik hastalıkların sık görüldüğü yönünde bulgular mevcuttur. Bulgular, obez hastalarda görülen psikiyatrik hastalıkların, genetik yatkınlık yanında ailede psikiyatrik hastalıklara bağlı olarak oluşmuş olan parçalanmış aile ortamı nedeniyle ya da ihmale maruz kalarak büyüme sonucunda oluştuğu görüşünü desteklemektedir.
Obezite aşırı yemek yeme ve harcanan enerji miktarının alınan kaloriden daha az olduğu durumlarda görülen şişmanlıktır. Bu hastalık, kalp-damar sorunları, tansiyon, şeker hastalığı gibi beraberinde bir çok hastalığı getirir. Büyük oranda genetik olmakla birlikte, beslenme alışkanlıkları, yaşam stili ve kültürel yapıyla da ilişkilidir.
Obezite tedavisinde öncelikle fiziksel muayene sonrası, psikoterapi ve hipnoterapinin bir arada kullanımı etkili olmaktadır. Bununla birlikte, tedavi sonrası bireye özdeğer ve imaj danışmanlığı sunularak, yeni bir yaşam stili oluşturması sağlanır.
|